Tuba Önder Demircioğlu: “Benim için sanat tüm hayat, hiçbir anımda yanımdan ayrılmayan sevgilim”

Tuba Önder Demircioğlu’nu bize anlatır mısınız?

1991 yılında Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Anasanat dalı artistik seramik bölümünde lisans eğitimimi tamamladım. 1994 yılında Marmara üniversitesi Güzel Sanatar Fakültesi Seramik ve Cam Anasanat dalında Prof. Dr. Erdinç Bakla danışmanlığında Post-Modern seramikler ile ilgili yüksek lısans, aynı üniversitede ve aynı bölümde 1998 yılında Sanatta Yeterlilik yani doktoramı tamamladım.

Tüm bu süreçte boyunca lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimine paralel çok değerli seramik sanatçısı Attilla Galatalı ile birlikte çalıştım. Daha sonra Gorbon Sanat atölyesinde stajımı yaptım. 1992-1994 yılları arasında İtalyan bir tasarımcıdan ayakkabı tasarımı ve modellemesi üzerine eğitimler alarak Türk bir spor markası için ayakkabı tasarımları yaptım. Daha sonra yine üniversite ile paralel, Derishow’da dört yıl boyunca aksesuar koleksiyonlarını tasarladım ve imalatlarını yaptım. Bu süreç devam ederken düşünsel araştırmalarım ile birlikte bilgi, bilgi iletişimi,kişisel gelişim ve bunların tasarıma yansımaları üzerine Tüside başkanı Hasan Erişkom ile fikir çalışmalarına katıldım.

Kızım dünyaya geldikten 4 yıl sonra 2001 yılında kendi seramik ve tasarım atölyemi kurdum. Atölye çalışmalarına paralel reklam fotoğrafçısı olan eşimle birlikte life style ve food styling yapıyorum. Seramik eğitiminin verdiği olanaklar ve endüstriyel tasarıma olan eğilimim doğrultusunda halen farklı markalara da koleksiyonlar hazırlıyorum. Tüm bu birikimlerin paylaşılması gerektiğini düşünerek atölyemde yetişkinlere ve çocuklara workshoplar ve eğitimler veriyorum ve tabi ki kendi heykel ve duvar çalışmalarıma porselen ağırlıklı olarak devam etmekteyim.

Yeteneğinizi nasıl keşfettiniz, sanat yolculuğunuz nasıl başladı?

Aslında yetenek, içten gelen, sahip olan insanda hep var olan bir şey. Özel bir durum ile keşfetmeniz gerekmiyor. Çok küçük yaşlardan itibaren,yeteneğiniz olan alan ne ise, onunla ilgili sürekli deneme ve üretme arzusu, içten gelen, Allah vergisi bir dürtü ile sizi ona yönlendiriyor. Benimki de bu şekilde oldu.Eskişehir’de ki evimizin bahçesinde çok çamurla oynardım, evler yapar mahalleler kurardım,ortaokul ve lise yıllarında ise geceden hazırladığım boş beden formlarına, derste kitap arasında sürekli kıyafet,ayakkabı tasarımları yapardım. Güzel sanatlara gitmem ile de hayatım oldu.

Sanat sizin için ne ifade ediyor?Olmazsa olmaz, her insan için, her yaşam için koşulsuz gereklilik. İyileştirici, onarıcı, yaratıcı, ruha ve bedene aynı anda iyi gelen yegane şey. Hele bir de üretiyorsanız, bitmek tükenmek bilmeyen enerji, saat ve sınır tanımayan doğurganlık. Benim için sanat tüm hayat, hiçbir anımda yanımdan ayrılmayan sevgilim.

Heykel sanatına farklı bir bakış açısı kazandırdığınızı düşünüyor musunuz?

Eserlerimi farklı bir bakış açısı ile yaptığım mutlak. Heykel sanatına farklı bir bakış açısı kazandırdım demek benim haddimi aşar, onu başkalarının takdirine bırakmak bana daha doğru geliyor. Ama eserlerim, seramiğin de heykelin önemli bir malzemesi olduğunu, hatta en karmaşık ve zoru olduğunun açık kanıtı sayılabilir.

Heykel sanatı deyince aklınıza ilk gelen isimler kimler?

Klasiklerden Rodin ve Michelangelo, onun dışında tam bir Marc Quinn hastasıyım en önce  onu söylemeliyim. Antony Gormley, Tony Cragg, Richard Long, Louise Bourgeois’i de çok beğenirim.

Kendinizi iyi hissetmenizi sağlayan ilgi alanlarınız neler?

Kesinlikle kitaplarımla zaman geçirmek, okumak, araştırmak ve sinema.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir