Tolga Çiftçi ile Oyunculuk Üzerine Keyifli Bir Söyleşi

“Oyunculuk, çocukken oynadığımız; evcilik, kovboyculuk, doktorculuk vs. oyunlarının biçim kazanmış, felsefi ve estetik kaygılara bürünmüş biçiminden öte bir şey değil aslında”.

Tolga Çiftçi kimdir? Bize biraz kendinizi anlatır mısınız?
1971 yılında Ankara’da doğdum. Eğitimimi de Ankara’da tamamladım. Birçok ödenekli ve ödeneksiz tiyatroda çeşitli görevlerde çalıştım. Dizi, reklam vs… Uzun lafın kısası ustanın dediği gibi “Yıllar yılları kovaladı bu günlere geldik”.

“Oyunculuğu” nasıl tanımlarsınız? Sizin için “oyuncu” kimdir?
Oyunculuk, çocukken oynadığımız; evcilik, kovboyculuk, doktorculuk vs. oyunlarının biçim kazanmış, felsefi ve estetik kaygılara bürünmüş biçiminden öte bir şey değil aslında. Kendi doğasıyla bu biçimleri harmanlayan, önerilen fikri izleyene aktarma kabiliyetine sahip kişi de oyuncu oluyor bu durumda. Yani; oyunculuk aslında bir sanat mıdır, yoksa sanatı uygulayanlar (yazar, yönetmen) için bir aracı – icracı mıdır? Sorusu süregelirken, zaman zaman öyle zaman zaman böyle demeli belki. Ancak, muhakkak ki oyunculuğun sanat olduğunu düşündüren oyuncularla birlikte soluduğumuz hava bize yaşadığınızı hissettirir.

Şu anda gösterimleri devam eden Gestus’un yaptığı “Etik Nedir” adlı tiyatro oyununda yer alıyorsunuz. Gökhan Erarslan’ın yazıp yönettiği bu eseri bize anlatır mısınız?

“Etik Nedir” dendiğinde yüzümde bir gülümseme oluşuyor. Hani toplumsal olarak, hani huzur için, demokrasi için hani, hani hakkınızı aradığınızda; hani bir şeylere kızdığınızda – kabullenemediğinizde söylenir, dertleşir, eleştirir, bağırır, önerirsiniz ya. Ve bunu sürekli yapmak istersiniz. Bu oyunu oynuyorsanız, işte bunu yapıyorsunuzdur.

Son zamanlarda yalnızca televizyonda boy gösteren oyuncuların tiyatro kökenli oyunculardan daha popüler olmaya başladığını görüyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Televizyon tamamıyla dayatılmış bir biçim. Çoğu zaman kendinizi söylemek istemediğiniz şeyleri söylerken bulursunuz. Bunun farkında bile olmadan oyuncu olduğunu düşünen kişilerin, daha önce oyunculuk sanat mıdır, karmaşasına dahli tartışılmaz. Tiyatro kökenli oyuncularda bu zaafı görmezsiniz, onlar kaygılarını, felsefi anlayışlarını bir şekilde entegre eder. Bu hem fikrin var olması hem kalıcı olması demek. Temel soru neden oyunculuk yapıyorsun, sana neden ihtiyaç var, olmalı.

“Televizyon tamamıyla dayatılmış bir biçim. Çoğu zaman kendinizi söylemek istemediğiniz şeyleri söylerken bulursunuz. “

Sizi en çok heyecanlandıran rol hangisiydi?
En heyecan verici rol o sırada ne oynuyorsam odur. Bir rolü oynarken bir başkasını kurgulamak, hayal etmek ihanet etmek gibidir. O rol kişisinin fikirlerine ihanet etmek! Geriye oynadığınız role inanmak ya da inandığınız rolleri oynamak kalır. Ve kabul edersiniz ki aynı sıralar farklı yerlerde iki farklı rolü oynamak işi oldukça zorlaştırır, bazen bu durumda kalıyoruz.

Ufukta yeni projeleriniz var mı?
Evet sürekli yeni proje tasarıları var, olmalı da. Ama son yıllarda asıl sorun bunların hayata geçme aşamasında başlıyor. Fiziki ve ekonomik şartlar o denli zorlaştı, talep, ihtiyaç o denli biçim değiştirdi ki; yapacağımız işleri tekrar tekrar gözden geçirip, yeni biçimler aramamız gerekiyor. Tıpkı ”Etik Nedir” de aradığımız biçim gibi. Sanırım yeni biçimlerle biz buralarda olacağız.




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir