Sanat ve Yeşilçam ile İç İçe Bir Yaşam: Kıvanç Terzioğlu

Sevgili Kıvanç Terzioğlu, okuyucularımıza biraz kendinizden, hobi ve fobilerinizden bahseder misiniz? Hayatınızda olmazsa olmazlarınız nelerdir?

Çok teşekkür ederim çok iyiyim hamd olsun ki. 25 Mayıs’ta Fatih İstanbul’da doğdum. Anne tarafım İzmir Karşıyaka, baba tarafım da Antalya fakat her ikisinin de kökeni Selanik’e Atamızın memleketine dayanıyor. Ama ben doğma büyüme İstanbul insanıyım. İlk, orta ve lise tahsilimi İstanbul’da tamamladım.Üniversiteyi de 19 Mayıs Üniversitesi Sinop Su Ürünleri Fakültesi’nde Sinop’ta 4 yılda tamamladım. O yıllarda Türkeli Tv’de Öğle Güneşi adında müzik eğlence programının sunuculuğunu ve Sinop Belediye Konservatuvarı’nda da müzik çalışmaları yaptım.

Hobilerim aslında güzel olan her şeyi severim ama en büyük tutkum hiç keşfedilmemiş görülmemiş yerleri gezip görmek; seyahati çok seviyorum. Güzel işlere imza atmak ve başarı en büyük hobim arasında diyebilirim. Fobilerime gelince Allah’tan başka kimseden korkmam sadece yanlış anlaşılmaktan çok korkarım, yalandan nefret ederim. 

Film-San Vakfı’nın müdürlüğüne giden yolculuğunuzu anlatır mısınız? Film-San Vakfı’nın kurulma amacı nedir? Yeşilçam oyuncuları en çok neye sitem ediyor ve bu vakıf aracılığıyla yapmak istedikleri nedir? Üyeleriniz arasında kimler var? Genç oyuncuların dikkat etmesi gereken noktalar? Şu ana kadar Film-San Vakfı olarak neleri başardınız?  

Film-San Vakfı resmi anlamda 2010 yılında başladı müdürlük görevine gelmem ünlü yapımcı Rahmetli Nevin Dal sayesinde. Nurlarda yatsın inşallah. Zaten Film-San Vakfı’na menajerlik- basın danışmanlığı yaptığım yıllarda kayıtlı üyeydim. İşte yaptığımız güzel işlerin bileşkesi burada buluşturdu bizi. 

1975’de Hülya Koçyiğit, Murat Soydan, Muazzez Arçay, Sırrı Gültekin, Mengü Yeğin, Enver Burçkin, Faruk Kenç, Ümit Utku, Emel Sayın, Ayla Algan, Şükran Özer Doruk, Nuri Sesigüzel, Erkan Özerman ve Faruk Ilgaz gibi sinema, tiyatro ve müzik dünyasının seçkin isimleri tarafından kurulan Film-San Vakfı, yaklaşık 8700’e yakın sanatçı, meslek kartı üyesi ve 42 yıllık geçmişiyle halen hizmet veren en eski kuruluş olma özelliğini sürdürmektedir.

Film-San

“Genç oyuncuların dikkat etmesi gerektiği durumlar çok fazla açıkçası, hangi birisini sayayım ki”

Film-San Vakfı, kurulduğu 1975 yılından bu yana amaçları doğrultusunda başarılı çalışmalara imza atmış, sanat emekçileri için 1978, 1983, 1987, 1995 yıllarında çıkarılan sosyal güvence yasalarıyla 4500 kişiden fazla vakıf üyesi emeklilik hakkına kavuşturulmuştur. Ve halende yeniden bu yasanın çıkabilmesi için çalışmalarını sürdürmektedir.

Yeşilçam sanatçılarının en büyük sitemi; aranmamak, film festivallerine davet edilmemek, telif hakkı, sinema, dizi ve televizyonda yer almamak,  emeklilik vb.

Üyelerimiz arasında Türkiye’ye isimlerini başarıyla perçinlemiş çok isim var. Saymaya kalksam birini unuturum çok ayıp olur zaten sayamam 8500 ve üstü kişiyi röportaj uzar gider.

Sosyal ağlardaki paylaşımlarına dikkat etsinler, özel hayatları çok önemli, disiplinli olsunlar, burunları büyük olmasınlar,unutmasınlar ki “Gururlanma padişahım senden büyük Allah var” diye bir sözü burada hatırlatmak isterim.   

 Tiyatroda oyun sergilemek daha zor ve önemli bence herkesin harcı değildir. 

Şu an, Film-San Vakfı olarak çok şey başardığımızı düşünüyorum lütfen megalomanlık olarak algılanmasın. 2010 yılından bu yana 5 yönetim kuruluyla çalıştım ve çalışmaya devam ediyorum. Hepsinden çok şey öğrendim öğrenmeye de devam ediyorum. Üyelerimiz için yaklaşık 15-20 arası hastane ve sağlık grubuyla anlaştık; bu kurumlar sanatçılarımıza çok büyük destek oldular o yüzden her birine teşekkürlerimi borç biliyorum. 

Neden tiyatroyu seçtiniz? Nasıl oyunlarda, rollerde oynadınız? Keyif aldığınız bir tür var mı? Tiyatro ve dizi oyunculuğu arasında bir fark var mı? Tiyatro mesaj vermeli mi, nedir tiyatronun rolü günümüzde?

Tiyatroyu seçmeme fırsat kalmadan zaten çocukluğumdan beri içinde oldum hep. Çok seviyorum gerçekten. Tiyatro ayrı bir adap ve görgü bence. Bugüne kadar hep komedi oynadım. Öyle roller sunuldu genelde. Komiğim herhalde.

Tiyatro ve dizi oyunculuğu arasında tabi ki de çok farklılıklar var. O hissiyat ve ruhu sahnede canlı canlı bir keresinde veriyorsun seyirciye ama dizide defalarca çekimler yapılıyor o istenilen sahnenin çıkıp ekrana yansıması için. 

Tiyatroda oyunlarda mesajlar veriliyor zaten, yaşanmışlıklar zaten senaryolaştırılıyor. Eskiden günümüze bu böyle gelmiş zaten. Tiyatroda oyun sergilemek daha zor ve önemli bence herkesin harcı değildir. 

Menajer olmaya nasıl karar verdiniz? Menajerlerin görevi nedir, menajerler ünlülerin asistanı mıdır? Kimlerle çalıştınız? Türkiye’de menajerlik ne durumda, bu işin duayenleri kimler?

Menajer olmaya karar veremeden bir baktım ki menajer olmuşum. Türk Sanat Müziği’nin buğulu sesi sevgili manevi annem Kamuran Akkor ve eşi milli baterist rahmetli Vasfi Uçaroğlu sayesinde menajer oldum.Hayatımdaki ilklerden oldular. Haklarını ödeyemem. Nurlarda yat Vasfi abiciğim. Benim menajerlik anlayışım Türkiye’de çok az işliyor. Menajerlik bir bütün bence basın danışmanlığıyla. Hayır, menajerler ünlülerin asistanı değil olamazlar da.

Asistanlık başka bir şey. Menajerler bir sanatçının beyni, kalbi,gözü, eli, kulağıdır. Kısacası sanatçının aynasıdır benim tabirimle. Bugüne kadar 150’ye yakın isimle çalıştım. Benden sonra yükselen çok nadir az kişi oldu nedense. Kimse üstüne alınmasın ama böyle, sözüm meclis dışı. Kamuran Akkor, Ayşe Mine, Meral Konrat, Pınar Altınok, Meral Mansuroğlu, Yakup Ekin,Arda, Deniz Derin, Deniz Gençay, Nesli Özsoy, Arda, Bora Öztoprak, Armağan Uzun, Uhde Seçil, Emirkan, Amir, Mirozan, Hakkı Bulut, Ömer Danış, Hakan Taşıyan,Tuğba Hatun, Serpil Benay ilk aklıma gelenler arasında.

“Benden sonra yükselen çok nadir az kişi oldu nedense. Kimse üstüne alınmasın ama böyle, sözüm meclis dışı”

Şimdilerde sadece 2-3 isim var menajerliği çok iyi yapan ama adlarını bende saklı kalsın diğerlerine ayıp olmasın. Son zamanlarda yeğenime yani İbrahim Muratoğlu’na sanat koçluğu yapıyorum. Sanat camiasında onu yetiştiriyorum. Hedefimiz sadece Türkiye değil uluslararası açıda ilerlemek ve dünya çapında bir star olmasını sağlamak. Hollywood’da adını duyurmak için çok çalışıyoruz. Yakında sürprizleri sizlerle paylaşacağım. 

Şiir kitabı yazma fikri nasıl ortaya çıktı? ”Hiçbir Şey Yapmak İstiyorum” kitabını alan okuyucu ne tür duyguları hissedecek?Kitabınızda anlatmak istedikleriniz nedir? ”Hiçbir Şey Yapmak İstiyorum”kitabının devamı gelecek mi?

Şiir çocukluğumdan beri yazıyordum açıkçası bir şiir kitabım çıksın diye bir şey düşünmemiştim ama ilgi, kültür ve sanatın sahibi sevgili Ahmet Bey bana böyle bir teklifte bulundu. Ben de elimde olan şiirlerimden derleyerek topladım ve “Hiçbir şey yapmak istiyorum” kitabım çıktı. Bu kitap tamamen yaşanmışlıklarla alakalı gerek kendimin gerekse çevremdekileri gözlemleyerek yazdığım şiirler, evet bu şiir kitabının devamı gelecek bunun yanı sıra bir de roman geliyor yakında.

Birçok dergi ve gazetede köşe yazarlığı yapıyorsunuz,gazeteci kimdir? Gazetecinin görevi nedir? Türkiye’de gazetecilik ne durumda,bu işin duayenleri kimler? Kaleminizi elinize aldığınız zaman içinizde bir korku veya editör baskısı hissediyor musunuz? Genç gazeteciler için önerileriniz var mı?

Evet bugüne kadar birçok yerde köşe yazılarım oldu, zamanında Papatya Dergisi’nin de magazin müdürlüğünü yaptım. Gazeteci yüzde yüz gerçek haberi yansıtandır. Açıkçası o bölümü okumadım ama o yüzden büyüklerime bu tarz bir soruyu cevaplarken onlara saygısızlık etmekten korkuyorum. Bu işin gerçekten çok iyi duayenleri var. Rahmetli Mehmet Ali Birand mesela duayendi, Ali Kırca, Uğur Dündar, Cengiz Semercioğlu, Nurettin Soydan, Nurcan Sabur, Ali Eyüpoğlu ilk aklıma gelenler.

İleri Türk Müziği Konservatuvarı mezunusunuz, bu alanda ne gibi çalışmalara imza attınız? Albüm çıkarmayı düşünür müsünüz?

Sayın Çetin Körükçü önderliğinde çok şey öğrendim ama ilk hocalarım Sayın Kamuran Akkor ve rahmetli Vasfi Uçaroğlu oldu. Sonrasında repertuvardaysa Sayın Erol Küçükyalçın oldu. Nota şan ve solfejde de Erdem Siyavuşgil’den dersler aldım. Albüm düşünmedim ama ileriye sesimi bırakmak için her an bir şeyler yapabilirim.

Yoğun bir günün yorgunluğunu Kıvanç Terzioğlu nasıl atar?Özel bir yaşam şekliniz var mı?

Kıvanç Terzioğlu başarılı olduğunda takdir edildiğinde hiç yorgun olmuyor açıkçası. İşimi çok severek yapıyorum çünkü hobilerim benim mesleğim oldu. En rahatladığım dönem yurt dışı gezileri oluyor diyebilirim. 

Kıvanç Terzioğlu olmak için erteledikleriniz veya vazgeçtikleriniz?

Ertelediklerim, vazgeçtiklerim, keşkelerim çok fazla yok Allah’tan,ama işime çok ağır bir şekilde sarıldığım için ortamları da gördüğümden çok fazla güvenemiyorum insanlara bu yüzden de evlilik olayında 2-3 kez geri döndüm. Artık kısmet diyelim. Mutlaka kör topalın bile bir alıcısı vardır diye düşünenlerdenim.

Başarınızın sırrı nedir?

Başarımın sırrı çok fazla çalışmak ve doğru dürüst olmak,yalandan hep uzak olmak ve hayatında doğru insanlarla dostluk kurmak diyebilirim. 

Son olarak okuyucularımıza söylemek istedikleriniz?

Hayat çok kısa neyin ne zaman olacağını bilmiyoruz o yüzden hayatı hep gülümseyerek karşılayın. Yalandan dolandan hep uzak durun. Hayatta herkes yaptığı kadar ekmek yer. Kısacası herkes kalbinin ekmeğini yer. Sizler aracılığıyla herkese mutluluklar sağlıklar diliyorum. Ve bu güzel röportaj içinde sevgili Nükhet Sezer’e sonsuz teşekkür ediyorum. 

Kıvanç Terzioğlu-Emel Sayın

Röportaj: Nükhet Sezer




Bir cevap yazın