Güzin abla veliahtları

Güzin abla veliahtları. Hayatta çözümün olduğu kadar çözümsüzlüğün de olduğu kesin. Ne dersek diyelim belli bir süre çözemediğimiz pek çok konu ile baş başa kalabiliyoruz. Bunu durumu kimisi Güzin abla ve benzeri tarzda olan kişilerle paylaşır, kimi programlarla, kimi de zamanla…

Güzin abla veliahtları. Şimdi efendime söyleyeyim ki, eskilerden bir Güzin abla vardı. O Güzin abla, ya da o Güzin abla vari yazıları yazan kişi ya da kişiler mektuplarının başına ‘sevgili yavrum, sevgili kızım’ hitapları ile başlar ve bir güven duygusunun temellerini atmış olurlardı. İşin içinden çıkılmayan durumlara istinaden de, ‘sevgili yavrum bas tekmeyi, ya da ah be kızım sen ne yaptın!’ gibi söylemlerle ya ders verir ya da biraz rahatlatırlardı. Bu durum o zamanlar tek olduğu için, Güzin abla herkesin ablasıydı. Tatliş de bir fotoğrafı olduğu için, görmüş geçirmiş ve akıl fikir sahibi olduğu anlaşılırdı. Ona yazan kişiler de az ve öz olurdu sanırım. Şimdi öyle mi?

Bakalım…

Elde gazete okuma alışkanlığımız geçmişe göre biraz azalsada, internet üzerinde yayın yapan resmi sayfalar aynı popülerlikle devam ediyor. Pek çok yenilik olduğu gibi, astrolojiden,  gönül ilişkilerinden, borsaya kadar da uzmanlar ellerinden geldiğince kişilere bir şeyler ulaştırıyorlar. Bu hem popüler kültürün bir getirisi hem de aslında talep de edilen bir durum, kaçınılmaz.

Hazır bizim Güzin teyzemizden yola çıkmışken, günümüzde olanlara bakmak gerekli diye düşündüm. Birkaç yerde yazı yazan kişiler mevcut elbette. Onlar ne diyorlar dedim, baktım bizim Güzin ablanın insanlara tembihlediği ‘aman dikkatli ol, aklını başına al’ sözü daha somut verilerle günümüzü gelmiş.

Sorununu yazan kişinin çözümü şu:

Ne istediğini yaz.

Özelliklerini belirle.

Hedef koy.

Kalk şükret.

Hayda! Tamam, ilk başta güzel. Hayata karşı pozitif bir güç veriyor insana. Kalk bir kendine gel şükret. Eyvallah! Fakat her sorununu yazan insan, oturup bu beyaz A4 kağıdı-ne kadar mübarekse– ona her istediğini yazsa, bence daha çok depresyona girer. Yok çünkü böyle bir şey. Biz az çok onların nelerden bahsettiğini anlıyoruz elbette, yanlış bir durum yok ama insanlar biraz daha gerçekçi bir şey beklerken – e madem açtın bu sayfayı değil mi?- sen kalk kendinin muhasebecisi ol dersen, ben de bu yazıyı kaleme alabilirim. Al bu da A4!

Kâğıt üzerinde yürüyen evlilikler gibi, kâğıt üzerinde de yürüyen hayat ne iyi yahu. Kalk konuş, iletişime geç, gül, çalış. Tamam da hayat bazen bunu yapsan da olmuyor ki. Süreç çünkü içinde olduğun durum. Bir kere konuşmak istesen karşındaki konuşmaktan kaçıyorsa, sen güldüğün an yüzünü bir başkası asıyorsa, çalışmak istediğin halde iş yoksa neyin hesabını tutayım ki ben? Kendine soru sor yahu, kendine sor. Yahu bazen benim sorum önemli olmuyor işte. Şans olur, denk gelir, olur böyle olur da diyemiyor tabii. O da ne yapsın gerçi, yüz kelime sayısını aşmadan danışmanlık yapmak istiyor ama olmuyor. İşin ilginç yanı, hem ilişki danışmanlığı hem de ekonomi haberlerini kaleme alması. Bu mantık başka türlü açıklanamazdı zaten.

Güzin abla hiç olmazsa, ‘yavrum, kızım’ diye motive ediyordu. Şimdikiler A4 notuyla mantık abidesi çıktı. Bence dağılalım. Daha bir sonraki yazım için ‘ ne istiyorum, neler yapmam lazım, nereye gidiyor bu hayat?’ diye soracağım.

Merve KOCADÜZ

merve@cemiyetmagazin.com




Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir